15 Nis 2011

Kara Güneş



çok fazla anlatmayacağım, anlatamam da,
bir kaç gün önceki bir kara güneş röportajında, şöyle diyor, şöyle bir soruya:

Popüler kültür, insanları müziğin sadece barlarda ya da konser alanlarında yapılabileceği düşüncesine alıştırdı. Oysa Kara Güneş bundan daha farklı olarak müziği sokağa taşıdı. Peki sokak ve sahne müziği arasında ne gibi farklar var?

Hep şöyle düşünmüşümdür: Kavramlar,bazen var olan bir gerçeği  tanımlamamızda bize yardımcı oluyor gibi görünseler de aslında gerçeğin yalnızca bir kısmını yansıttıkları için her zaman eksik kalacaklardır.”Sokak Müziği” de böyle bir tanım…Neyi ,ne için, nerede, nasıl gibi sorularla her defasında faklı görünecektir…
Biz sokağı çok sevdik evet. Paylaşımlarını, özgürlüğünü…Bunu bir biçim olarak önerebiliriz de…Ama hiçbir şey  tertipleştirilmemeli…Sürekli aynı sokağın müzisyeni olursan , gündelik dertler içinde kaybolursan o hayalimizdeki ,an be an sorgulayan ve nerde olacağı kestirilemeyen bir çalma halinden uzaklaşmış olursunuz…

işte böyle süpersonik bir grup kara güneş, böyle gruplardan çok var mı? sanmıyorum.



                        

                                                         

bütün albümlerini ücretsiz olarak kendi sitelerinden indirebilirsiniz, ahan da buraya tıkla.

11 Nis 2011

Entertainment For The Braindead


entertainment for the braindead'i ilk duyduğumda baya kalabalık bir grup olduğunu düşünmüştüm.- bkz: ismi uzun diye, grubu kalabalık sanmak.- sonradan öğrendim ki julia kotowski adında bir garip alman kızının, tek başına kotardığı bir oluşummuş.

aslında tumblr'da 2-3 şarkısını paylaştığım için, bu yazıyı da hemen hemen aynı güruh okuyacağına göre büyük bir bölüm biliyor artık eftb'i. -ismi çok uzun olm kısaltma olarak devam edicem.- ama bu grupla ilgili bir yazı yazmak istedim, çünkü gereğinden fazla seviyorum ben bu kadını.

ayrıca bu grubu bana al dinle çok kıyak lan diyerek öneren ibo piçine de borçluyum bu yüzden.

ilk albümünü henüz 3 yıl önce çıkarmış olmasına rağmen, 3 yılda 5 albüm yapmış canım eftb'im.hatta son albümü roadkill'in, geçen yılın şubatında çıktığını düşünürsek; 2 yılda 5 albüm.işin güzel yanı, kötü bir albümü, bişeysi de yok.kadın yarmış beyler!

buraya her albümden bir kaç parça koyacağım bir playlist -çalmalistesi mi demeliyim yoksa? (bkz: türkçemizi sevelim. bkz: oktay sinanoğlu)- yapayım dedim.eminim bu çalma listesini her gün sıkılmadan, baymadan, baymışsan ya da dinleyeceksinizdir.

son olarak bu kadını sevmem için koskocaman bir sebep daha, albümlerini beleşe indirebiliyor olmamız.kadın koymuş siteye, alın dinleyin diye.canım julia'm benim.bütün albümler için tık.

                                                    

9 Nis 2011

Berlin Calling


Öncelikle belirtmem gerekiyor ki, müzikal filmlerden hiç hazzetmem. Benim için can sıkıntısından, kahırdan beladan başka bir şey değildir böyle müzikal düttürü filmler. Onları izlediğim, izlemek zorunda kaldığım süre içerisinde sıkım sıkım sıkılırım, sivilcelerim belirir, kafam kaşınır falanıdı filanıdı.

Böylesine bir girişten sonra söz konusu filmin de müzikli, ama sıkıcı olmayan; hatta tarafımca beğenilmiş bir film olduğunu tahayyül etmişsinizdir.

Filmden kısaca bahsetmem gerekirse; çok göz boyamayan samimi bir film olduğunu, muhteşem bir soundtrack albümüne sahip olduğunu, uyuşturucu kafasını en iyi biçimde yansıtan filmlerden olduğunu söyleyebilirim. Ama burada asıl konuşulması gereken filmin başrol oyuncusu ve soundtrack albümünün sahibi Paul
Kalkbrenner. Kendisi, rol yeteneği bana göre hiç de fena olmayan minimalist bir DJ. Bizim Bedük'ü de andırıyor az biraz, e doğal olarak Bedük'ü andırdığına göre Soner Sarıkabadayı'yı da andırıyor.

Sonuçta benim sizlerle paylaşmak istediğim; filmi buradan, soundtrack albümünü de buradan edinebilirsiniz. Albümdeki Mango adlı şarkı Sascha Funke'ye ait. O da Paul abimiz tadında bir DJ, haberiniz ola.

Kırıka

 

emre'ye dedim ki, "lan müzik blogu gibi bişi açak mı, çok eğlenceli olur yazması filan ha?" ya da emre böyle bişiler dedi, tam emin değilim aslında.sonra hummalı çalışmalar, durumları kritisize etmeler, disiplinlerarası araştırmalar, ar-ge çalışmaları sonrası bu blogu açtık.her şeyle emre ilgilendi, valla bu yazıyı yazmak dışında zırnık emeğim yok şu sitede, sadece site isminin önüne last koymak aklıma geldi, ki anlayın yani ne kadar emeksiz ve beleşçi olduğumu...

ilk grubumuzun kırıka olması beni çok sevindirdi -sahtekarlığa gelll, ben paylaşıyorum lan; ilk grup olarak manga'yı da paylaşabilemez miydim, bilirdim; ama o zaman sanırım gerçekten çok üzülürdüm.-

kırıka, halk müziği yapıyor, ama buna folk demem lazım halk müziği yerine, çünkü ben entelim, çünkü öyle.

kaba saz albümünden, 3 şarkı koyayım buraya da, az sevin, yeni bir grup ve sesle tanışmanın hazzını damarlarınızda hissedin. -eroin mi lan bu?- tamam, sus! sus!